| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

son dakika Güncel haber ,olaylar, spor haberleri,yeni gazete,magazin haberleri,

günlük haberler,taze haber,görsel,izleme dinleme,gazete haberleri ,son dakika haberleri,haber portalı,haber siteleri,online haber,flash haber,haber arşivi,olaylar,magazin,eglence,üzüntü,acayip ilginç haberler,radyo,tv,gazete yorum,internet,radyo haberleri,

Yazılar arşiv 03.2009 Other entries in 2009-03 resimler , videolar

Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Helikopter enkazının ilk görüntüleri allah rahmet eylesin türkiyenin başı sagolsun

 

Helikopter enkazının ilk görüntüleri

Muhsin yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ölümüne neden olan helikopter kazasının olduğu alandan ve helikopter enkazından ilk görüntüler yayınlandı.


Anadolu ajansı olay yerine ulaşan kurtarma ekiplerinin uygun hava şartlarından yararlanarak enkaz alanından çektiği ilk görüntüleri yayınladı.

Enkaz alanında kurtarma çalışmaları sırasında mecburi iniş yapmak zorunda kalıp kara saplanan helikopterin görüntüsü de fotoğraflar arasında yer aldı. İşte o görüntüler..


 

 

 


Yazıcıoğlu'nun cenaze programı

Yazıcıoğlu'nun cenaze programı
window.google_render_ad();

Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi yakınlarnda helikopter düşmesi sonucu hayatını kaybeden BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu için defin programı belli oldu.

Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi yakınlarındaki Kanlıçukur'da, helikopterin düşmesi sonucu yaşamını yitiren BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesi, 31 Mart Salı günü Ankara'da defnedilecek.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Metin Gündoğdu, parti genel merkezinde yaptığı açıklamada, Muhsin Yazıcıoğlu için planlanan cenaze töreni hakkında bilgi verdi.

Gündoğdu'nun verdiği bilgiye göre, Yazıcıoğlu için 31 Mart Salı günü cenaze töreni düzenlenecek. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi morgundan alınacak cenaze, TBMM'ye getirilecek ve burada bir tören yapılacak, ardından da Kocatepe Camii'nde öğle namazını müteakip cenaze namazı kılınacak. Yazıcıoğlu'nun cenazesi, daha sonra BBP Genel Merkezi'ne götürülecek ve burada dua okunacak.  

Yazıcıoğlu'nun naaşının Ankara'da toprağa verileceğini belirten Gündoğdu, ancak hangi mezarlıkta defnedileceğinin daha sonra duyurulacağını kaydetti.

Gündoğdu, pilot Mustafa Kaya İstektepe'nin naaşının İstanbul'da, kazada yaşamlarını yitiren diğer 3 kişinin ise Sivas'ta defnedileceklerini sözlerine ekledi.

Dünya 4 derece daha ısınsa ne olur?

Dünya 4 derece daha ısınsa ne olur?

Dört derecelik bir ısınma, ilk bakışta çok fazla değilmiş gibi görünüyor. Öyle ki bu kadarcık bir ısınmanın keyifli bile olabileceğini düşünebilirsiniz. Ama bakın o küçük fark dünyayı nasıl değiştiriyor?

Daha sıcak bir dünyada nasıl hayatta kalabiliriz?

Dünyamızın 4 derece ısınması durumunda � ki içinde bulunduğumuz yüzyılda çok büyük bir olasılık- insan türü hayatta kalmak için çok büyük bir savaş verecek. Su baskınları, kuraklık, açlık, susuzluk nedeniyle dünyanın büyük bir kısmı yaşanamaz hale gelirken, Kanada, Sibirya, Grönland ve Antarktika’nın batı kıyıları gibi çok az bölge, insan türünün yaşamını sürdürebilmesine izin verecek. En fazla bir milyon kişinin barınabileceği bu dünyada, enerji ve gıda üretimi de zor koşullarda sürdürülecek. Böyle karamsar bir senaryonun yaşanmaması için tek umut, var olan ulusal sınırların ortadan kalkması ve yepyeni bir dünya düzeninin kurulması.

 

Timsahlar, İngiltere sahillerinde kol gezerken, Saygon, New Orleans, Venedik ve Mumbai gibi kentler sular altında kalacak. İnsan türünün %90’ı yok olacak. Bu bir film senaryosu değil; içinde bulunduğumuz yüzyılda dünyanın dört derece ısınması durumunda ortaya böyle bir tablonun çıkması çok büyük bir olasılık.

Açıkça kimse böyle bir geleceğe sahip olmak istemese de, bugünkü göstergeler daha farklı bir geleceğin mümkün olmadığını gösteriyor. Sera gazı emisyonlarını azaltma girişimlerinin sonuçsuz kalması veya gezegenin iklim geribesleme mekanizmalarının ısınmayı hızlandırma olasılıkları, bilim insanları ve ekonomistlerin yalnızca bu dünyanın geleceğinden değil, giderek artan insan popülasyonunun sürdürülebilirliğinden de kaygı duymalarına yol açıyor. Bugünkü insan sayısının hayatta kalabilmesi için dünyada köklü bir düzen değişikliğine ihtiyaç olduğunu düşünüyorlar.

Bu arada iyi haber, insan türünün yok olma olasılığının çok düşük olması. İnsan türünün, sayıları birkaç yüz bine düşse bile yeryüzünden silinmesi çok zor. Fakat yaklaşık 7 milyarı bulan bugünkü nüfusu devam ettirmek gerçekten çok ciddi bir planlama yapılması gerekiyor.

 

‘DÖRT DERECELİK ISINMA NEDİR Kİ’ DEMEYİN!

Dört derecelik bir ısınma, ilk bakışta çok fazla değilmiş gibi görünüyor. Bu, gece-gündüz sıcaklık farkından bile az. Öyle ki bu kadarcık bir ısınmanın keyifli bile olabileceğini düşünebilirsiniz. Böylece kuzeyin soğuk ve karanlık kentlerinden Akdeniz’in sıcak ve güneşli sahillerine taşınmaya gerek kalmaz. Ancak tüm gezegenin ortalama 4 santigrat derece ısınması, çok farklıdır ve bu farklılık insanoğlunun felaketine yol açabilir. Bu ısınma 18.yüzyıldan başlayan insan faaliyetlerinin bedelidir. “Yeni Jeolojik Çağ” olarak tanımlanan bu döneme bazı bilim insanları (Başta Almanya, Mainz’deki Max Planck Enstitüsü’nden Nobel ödüllü atmosfer kimyası uzmanı Paul Crutzen) “Antroposen” adını veriyor. Sıcaklıkta dört derecelik artışın meydana gelmesi de çok zor değildir. 2007 yılında İklim Değişikliği Üzerine Hükümetlerarası Panel’in (IPCC- Intergovernmental Panel on Climate Change) yayımladığı bir rapor, içinde bulunduğumuz yüzyılda 2 ile 6.4 derecelik bir ısınmayı öngörüyor. IPCC’nin eski başkanı Bob Watson’a göre dünya dört derecelik ısınma olasılığına karşı önlemleri şimdiden almalı.

 

ISINMA KAÇINILMAZ

Daha sıcak bir dünya ile nasıl başa çıkacağız? Bu konuda en önemli faktör, bu aşamaya gelmeye ne kadar süremizin kaldığı ile ilgilidir. Dört derecelik artışın ne zaman başlayacağı ise atmosfere ne kadar sera gazı pompaladığımıza değil, dünyanın ikliminin bu gazlara ne kadar duyarlı olduğuna bağlıdır. Ayrıca bu, iklim geribesleme mekanizmasının ısınmayı hızlandırdığı “geri dönüşü olmayan noktaya” erişip erişmediğimiz ile de ilgilidir. Modeller dünyanın dört derecede “pişmesi”nin 2100 yılında gerçekleşeceğini gösterse de bazı bilim adamları bu noktaya 2050 yılında erişebileceğimizi öngörüyor.

Bu aşamaya geldiğimizde bilim insanları Dünya’da yaşamın kâbusa dönüşmesinden korkuyor. İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nden iklim sistemlerinin dinamiği konusundaki çalışmalarıyla tanınan Peter Cox, görüşlerini şöyle dile getiriyor: “İklim bilimciler başlıca iki gruba ayrılır: Biri, sera gazı emisyonunu vakit geçirmeden kesmemiz ve yüksek küresel sıcaklıkları aklımızdan çıkartmamız gerektiğini söyleyen ihtiyatlı bilim insanları. Diğeri ise, ne yaparsak yapalım felaketin kaçınılmaz olduğuna inanan ve her şeyi bırakıp yüksek tepelere kaçmamız gerektiğini söyleyen karamsarlar. Ben orta noktadayım. Değişiklikler kaçınılmaz ve bizler adımlarımızı bu değişikliklere göre atmalıyız.”

 

SICAK BİR GELECEK NELERE GEBE?

Şu anda hayatta olan insanların bu felaketi yaşayabileceği olasılığını aklımızdan çıkartmadan, mümkün olan en az kayıp ile hayatta nasıl kalabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Böyle bir gelecek bize nelere mal olacak?

Dünya buna benzer bir sıcaklık artışını son olarak 55 milyon yıl önce Paleosen-Eosen Termal Maksimum olayında yaşamıştı. O dönemde suçlunun “klatrat”lar (iki kimyasal cismin kristalsel birleşmesi; bu birleşmede cisimlerden birinin molekülleri, diğer cismin moleküllerinin oluşturduğu kristal örgüdeki atom boşluklarına yerleşir-kimyasal olarak kafeslenmiş ve donmuş metanın bulunduğu geniş topraklar) olduğu düşünülüyor. Metanın derin deniz dibinden serbest kalıp, atmosfere püskürerek 5 gigaton karbon oluşturduğu tahmin ediliyor. Zaten sıcak olan gezegen 5 veya 6 derece ısınınca, buzlardan arınmış olan kutup bölgelerinde tropik ormanlar yetişmiş ve okyanus suları o kadar asidik hale gelmiş ki deniz canlıları kütlesel olarak ortadan kalkmış. Deniz seviyesi bugüne göre 100 metre yükselmiş ve güney Afrika’dan Avrupa’ya kadar olan bölge tümüyle çölleşmiş.

Deniz seviyesinin yükselmesi kıyılarda suların iki metre yükselmesine yol açabilir. Öyle ki eğer Grönland buzul tabakası ve Antarktika’nın bir kısmı erirse bu yükselme daha da fazla olabilir. New York’ta NASA’nın Goddard Uzay Çalışmaları Enstitüsü’nden iklim bilimcisi James Hansen, su seviyesindeki yükselme konusunda şunları söylüyor: “Batı Antarktika’daki buzul tabakalarının bu yüzyıldaki ısınma karşısında direneceğini hiç sanmıyorum. Bu da deniz seviyesindeki yükselmenin en az 1 veya 2 metre arasında olacağı anlamına geliyor. CO2 yoğunluğunun 550 ppm (parts per million) seviyesine (bugün yoğunluk 385 ppm seviyesinde) yükselmesi ise kıyamete yol açacak. Bu da deniz seviyesinin 80 m veya daha fazla yükselmesi demek oluyor.”

 

HANGİ BÖLGELER ETKİLENECEK?

Dünya yüzeyinin yarısı 30 ve -30 derece enlemleri arasında tropik bölgelerde yer alıyor ve burası özellikle iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgeler. Örneğin Hindistan, Bangladeş ve Pakistan daha şiddetli muson yağmurlarına maruz kalacak. Bu da bu bölgelerin şimdi olduğundan daha yıkıcı su baskınlarına hedef olacağı anlamına geliyor. Yine de toprak daha da sıcak olacağı için bu su daha çabuk buharlaşacak. Sonuçta Asya büyük bir kuraklığa teslim olacak. Bangladeş’in topraklarının üçte birini kaybedeceği düşünülüyor.

Afrika musonlarının, daha az bilinmesine karşın, daha da yoğun olması bekleniyor. Bu da Sahel Bölgesi’nin �Sahra Çölü’nün güneyinde kıtayı bir ucundan diğerine bölen kuşak- yeşillenmesine yol açabilir. Ancak diğer modellere göre Afrika’daki kuraklık daha da kötüleşecek. İçme suyu sıkıntısı dünyanın her yerinde hissedilecek. Çin’de, güney-batı ABD’de, Orta Amerika’da, Güney Amerika’nın büyük bir kısmında ve Avustralya’da daha sıcak havalar, toprağın nemini buharlaştıracak ve kuraklık başlayacak. Dünya’da bugün var olan çöller daha da genişleyecek. Öyle ki Sahra çölü Orta Avrupa’ya kadar ilerleyecek.

Buzulların erimesi, Tuna’dan Ren’e, Avrupa nehirlerinin kurumasına neden olacak. Benzer etkiler Peru’daki And Dağları, Himalayalar, Karakurum Dağları’nda da hissedilecek. Dolayısıyla Afganistan, Pakistan, Çin, Butan, Hindistan ve Vietnam susuz kalacak.

 

KARAMSAR BAKIŞ

“Yeterli su garantisine yalnızca yüksek enlemlere çıktıkça sahip olabileceğiz” diye konuşan NASA’da görevli James Lovelock, “Bu bölgede her şey çıldırmış gibi gelişecek. İşte yaşam yalnızca burada barınacak. Dünya’nın geriye kalanı birkaç vahanın bulunduğu koskoca bir çöl olacak” diyor. “Gaia Kuramı”nın kurucusu olan Lovelock, bu kuramıyla Dünya’yı kendi varlığını koruyabilen ve düzene sokan bir organizma olarak değerlendiriyor. Bu durumda gezegenin yalnızca bir kısmında insanlar yaşayabilecekse bu kadar geniş bir popülasyon nereye sıkışacak? Lovelock gibi bilim insanları bu konuda çok da iyimser değiller: “İnsanlar çok güç bir durumda ve önlerindeki bu zorlu evreyi aşabilecek kadar da akıllı olduklarını sanmıyorum. Tür olarak varlıklarını sürdürecekler ama çok fire verecekler” diye konuşan Lovelock, “Bu yüzyılın sonunda sağ kalan insanların sayısı bir milyarı geçmeyebilir” diyor.

 

İYİMSER BAKIŞ

Almanya’daki Potsdam İklim Değişikliği Araştırmaları Enstitüsü’nden John Schellnhuber gelecekle ilgili daha iyimser görüşlere sahip. Dört derecelik bir ısınmanın çok büyük bir etkisi olacağını kabul ediyor ama insanoğlunun bu felaketin üstesinden geleceğine de inanıyor.

Hayatta kalabilmek için insanların radikal değişiklikler yapması gerekiyor. Schellnhuber topluma jeopolitik açıdan değil, kaynak dağılımı açısından bakılmasının daha doğru olduğunu söylüyor. “Her ülkenin yiyecek, su ve enerji bakımından kendi kendine yetmesi gerektiğine inanmak gibi bir yanılgı içindeyiz” diye konuşan Cox, “Dünyayı daha farklı ve taze bir bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekiyor. Başka bir deyişle, kaynakların nerede bulunduğuna bakıp, popülasyonu, yiyecekleri ve enerjiyi, planlamamız gerekiyor. Eğer uzaylılar Dünyamıza inse, Pakistan ve Mısır gibi dünyanın en kurak bölgelerinde pirinç gibi çok fazla su isteyen bitkilerin yetiştirilmesini delilik olarak nitelendirebilir” diyor.

 

POLİTİKAYI DEVRE DIŞI BIRAKMAK

Doğal kaynaklar üzerindeki çatışmaların, iklim değişiklikleri ile birlikte artması kaçınılmaz. Kaldı ki dünya liderlerinin siyaseti bir kenara bırakarak, kendi serbest iradeleriyle sahip oldukları yetkilerden vazgeçeceklerini düşünmek bile hayaldir. “İnsanoğlunun tek şansı siyasi engellerin üstesinden gelmektir” diye konuşan Mikronezya’da sular altında kalmak üzere olan ada devleti Kiribati’nin Devlet Başkanı Anote Tong, “Bizim için artık çok geç. Halkımızı yavaş yavaş Avustralya ve Yeni Zelanda’ya taşıyoruz. Dünyanın diğer bölgelerinin de benzer bir akıbete maruz kalmasını engellemek için ulusal sınırları ortadan kaldırmak gibi sert tedbirler almalıyız” diyor.

Cox da aynı fikirde: “Hayatta kalmamızın önündeki tek engel ulusal sınırlar ise bu konuda gerekli adımları atmalıyız. Hayatta kalmamız her şeyden önemli.”

İklim modellerinin çoğu gezegenin kuzey ve güney uçlarının daha fazla yağış alacağını öngörüyor. Kuzey yarıkürede Kanada, Sibirya, İskandinavya ve Grönland’ın buzullardan temizlenen kısımları, güney yarıkürede ise Patagonya, Tasmanya, Avustralya’nın ve Yeni Zelanda’nın kuzeyi, Antarktika’nın buzullardan arınmış batı kıyıları insan yaşamına uygun görünüyor.

Bir insana gerekli olan yerleşim alanının 20 metre kare olduğunu varsayarsak, 9 milyar insana 18.000 kilometre kare genişliğinde bir alan gerekir. Kanada’nın tek başına 9.1 milyon kilometre kare olduğuna göre ve Alaska, Rusya ve İskandinavya gibi yüksek enlem ülkeleriyle birleştirildiğinde, herkesin yerleşmesine yetecek miktarda toprak bulunduğu sonucu çıkıyor.

Suya erişimi olan bu değerli topraklarda yiyecek üretmek mümkün olabilecek. Dolayısıyla insanlar, yüksekte kalan bu bölgelerde kalabalık kentlerde yaşayabilecek. Ne var ki bu kadar sıkışık ortamlarda yaşam sürdürmek beraberinde birçok sorunu da getirecek. Örneğin salgın hastalıklar kolayca yayılabilecek ve kitlesel ölümlere yol açabilecek.

 

VEJETARYEN BİR DÜNYA

İnsanların yeni bir yaşam kurduğu bu bölgelerde büyük bir olasılıkla vejetaryen bir dünya kurulacak. Isınma ve asitlenmeye bağlı olarak denizlerde balık kalmayacak. Kümes hayvanı yetiştiriciliği yalnızca çiftliklerden arta kalan bölgelerde görülecek. Hayvancılık da otlak azlığına bağlı olarak yalnızca keçi gibi çöl bitkileriyle beslenen hayvanlarla sınırlı tutulacak. Et azlığı sentetik etlerin üretimini artıracak. Yosun temel gıda maddeleri arasına girecek. Bataklık ve sulak arazilerde tarım yapılması sağlanacak.

ENERJİ ÜRETİMİNDE DARBOĞAZLAR

Yeni kentlere enerji sağlamak için de yaratıcı fikirler yaşama geçirilecek. Afrika, Ortadoğu ve Güney ABD’yi kapsayacak şekilde geniş bir kuşak, güneş enerjisi üretim tesislerine ayrılacak. Yüksek-voltaj doğru akım nakil hatları bu enerjiyi kentlere taşıyacak veya bu enerji hidrojen olarak depolandıktan sonra nakledilecek.

Eğer güneş enerjisi üretim tesisleri Ürdün, Fas ve Libya’da 2010 yılında devreye girerse, 2020 yılında toplam enerji sevkiyatı yılda 55 teravat saate çıkabilir. Bu da 35 milyon insanın evde kullanacağı elektrik gereksiniminin karşılanacağı anlamına geliyor. 9 milyara çıkacak olan dünya nüfusunun enerji talebini karşılamaktan çok uzak olan bu miktarın arttırılması için güneş enerjisi üretim tesislerinin geniş bir alana yayılması gerekiyor. Nükleer, rüzgâr, hidro-enerji, jeotermal ve açık deniz rüzgâr jeneratörleri de devreye girerek, enerji arzına katkıda bulunacak.

 

ESKİ, YEŞİL DÜNYA UMUDU

Toprak, enerji, yiyecek ve suyu planlı bir şekilde kullandığımız takdirde insan popülasyonunun hayatta kalma şansı artar. Ancak buna yaşamak denirse� Bir kere Dünya’daki biyolojik çeşitlilik azalacak, çünkü pek çok organizma yüksek sıcaklığa, susuzluğa, ekosistemlerinin yok olmasına dayanamayacak veya aç insanlar tarafından avlanacaklardır. Schellnhuber, koşulların bu kadar elverişsiz olduğu bir dünyada insanların eski yeşil dünyalarını geri getirmek için ellerinden geleni yapacaklarına inanıyor: “İnsan türünün hayatta kalması CO2 düzeyini 280 ppm’ye çekmesine bağlıdır. Artan sıcaklık yüzünden ormanları yeniden oluşturamazsak da bazı bölgelerde yeni ağaçlar yetiştirebiliriz. Böylece az sayıda ağaç, yerel iklimi değiştirerek yağmur miktarını arttırmaya yetebilir. Bu da ormanların gelişmesi için uygun zemini yaratır.”

 

GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN NOKTA

Dört derece ısınmış bir dünya ile ilgili en korkutucu senaryo bugünkü dünyamızın koşullarına bir daha sahip olamayacak noktaya gelmemizdir. Daha da kötüsü pek çok model, dört derecelik sıcaklık artışının bir kere meydana geldikten sonra durdurulamayacak hale geleceğini öngörüyor. Daha da sıcak bir dünyada bilim insanları insan türünün akıbeti hakkında hiç de olumlu şeyler düşünülmüyor.

Crutzen iyimser olmaya çalıştıklarını ancak bugünkü verilerin buna izin vermediğini söylüyor: “Gelecek hakkında iyimser düşünmek için karbon emisyonunu 2015 yılına kadar %70 oranında düşürmemiz gerekir. Oysa biz ne yapıyoruz? Karbon emisyonunu her yıl %3 oranında arttırıyoruz.”

Türkiye'nin 'vay be' dedirten isimleri!

Türkiye'nin 'vay be' dedirten isimleri!

O kadar çok ilginç isim var ki... Kimi adından dolayı mağdur oluyor, kimi de ismine uygun bir meslek sahibi. İşte "Bana mı sordunuz adımı koyarken bir küstüm bir daha barışamadım!" dedirten adlar:

İnci DÖNDAŞ'ın röportajı

Türkiye’de o kadar çok ilginç isim var ki... Kimi isminden dolayı mağdur oluyor, kimi ise ismine uygun bir meslek sahibi. Bu isimler son olarak İzmirli Cihandabir Biricik Birtane Birleşik Meltem’in ismiyle dalga geçenler hakkında bulunduğu suç duyurusuyla gündeme geldi. Araştırdık, ilginç isimli kişilere nasıl yaşadıklarını sorduk, başlığa ise bir Sezen Aksu şarkısının dizesini uygun gördük

Cihandabir Biricik Birtane Birleşik Meltem... 24 yaşındaki genç kadının adı Cihandabir Biricik Birtane, kendi soyadı Birleşik, evlendikten sonra aldığı soyisim ise Meltem. Bu ismi geçen hafta duyduk. Bir bankaya kredi için başvurmuştu, sonra adının internette alay konusu yapıldığını gördü. Meltem’in iddiasına göre onun ismiyle alay edip internete verenler kredi için başvurduğu banka görevlileriydi. Soluğu mahkemede alan Meltem, suç duyurusunda bulunarak banka görevlileri aleyhine ‘kişilik haklarına tecavüz’ davası açılmasını talep etti.

Meltem’e bu ilginç isim, koleksiyonculuk yapan babası tarafından dünyada tek olması için verilmiş. İsminden dolayı sıkıntı çekmemiş değil ama bunun yanında güzel anıları da olduğunu söylüyor.

6 BİN İLGİNÇ İSİM BULDU

Türkiye’de ismi konusunda sıkıntı yaşayanların sayısı hayli fazla. Ayşe Donsuz, Olgun Portakal, Bugün Neyaptı, Bilgi Sayar, Nohut Biber, Katil Zeytin bunlardan sadece birkaçı. Hatta bundan birkaç yıl önce Antalya Valisi eski Yardımcısı Erkan Işılgan, meslek hayatı boyunca karşılaştığı ilginç isimleri bir kitapta toplamıştı. Işılgan ‘1967 yılından beri Türkiye’nin dört bir yanında görev yaptım. Her gün onlarca insanla karşılaşıyor, tanışıyordum. Göreve başladığım ilk yıllarda çok sayıda ilginç isim ve soyad karşında çok şaşırdım. Daha sonra isimleri unutmamak için not etmeye başladım. Yaklaşık 6 bin isim topladım. Bunların 4 bin 500’ünü bir kitapta topladım, bu kitabı Lale Aytaman’ın teşvikiyle yayımladım’ diyor.

AMACIM AİLELERİ UYARMAKTI

Kitapta öyle isimler var ki... Işılgan o isimlerden şu örnekleri veriyor: ‘Ali Erik Uzunkavakaltındayataruyuroğlu adlı bir kişi vardı. Kitabımı bir gün bir eczacıya verdim, kitaba bakıp çocuğuna bu ismi vermek istediğini söyledi, ‘Aman kızım’ dedim. Görev yaptığım bir yerde bir polis memuru vardı; adı Satılmış, soyadı Dönekoğlu idi. Öyle başarılı bir polisti ki, adının tam tersi bir kişiydi. Kitabım çıktıktan sonra Hindistan Atmaca adlı biri bana yazı göndermiş, bir dahaki kitaba kendi ismini de eklememi istemiş. Bu kitabı hazırlayarak anne ve babalara çocuklara isim verirken bir daha düşünmeleri konusunda uyarıda bulunmak istedim.’

Hatta Işılgan, Trabzon Vali Yardımcısıyken İçişleri Bakanlığı’na başvurup insanların ad ve soyadlarına bir sınırlama getirilmesini, utanç verici, komik isimlerin kabul edilmemesi teklifini götürmüş. Kabul edilen bu teklifle yönetmelik iki buçuk yıl uygulandı. Yapılan itirazlar sonucunda yönetmelik yürürlükten kaldırıldı, şimdi herkes istediği ismi çocuğuna verilebiliyor.

Pamukprenses Van’da yaşıyor

BAZI kişiler bu ilginç isimleriyle uyumlu mesleklere sahip, bazıları ise şimdiye kadar kimsenin çocuğuna vermeyi akıl edemediği isme... Onlar kimler mi dersiniz?

Avukat Yasal Erdemli

İstanbul Şişli’de avukatlık bürosu bulunan Yasal Erdemli’nin adı mesleğine çok uygun. Bu ismi avukat babası vermiş. İki yıl önce hem babasının teşviki hem de kendi isteğiyle avukat olan Erdemli, isminin hakim ve savcılar arasında zaman zaman espri konusu olduğunu söylüyor. Erdemli ‘Çocukken babası hukukçu olan arkadaşlarım vardı. Üç kardeşlerdi ve isimleri Yargı, Yasa ve Kamu idi’ diyor.

Diş hekimi Oya Bilir

Oya Bilir, Konya’da diş hekimi olarak çalışıyor. İnternette onun ismiyle ilgili pek çok yorum yer alıyor. Oya Bilir, bu soyadı evlendikten sonra almış, kendi soyadını ise açıklamak istemiyor. Peki sanal alemde adıyla ilgili yapılan esprilere ne diyor: ‘Gülüp geçiyorum. Ben evlendikten sonra bu soyadını aldım ve hiç onlar gibi düşünmemiştim. Adımı ve soyadımı şerefle taşıyorum.’

Avukat Güven Kurtul

Yine İstanbul’da Balmumcu’da bürosu olan Güven Kurtul’un ismini de babası vermiş. Ama onun babası hukukçu değil, bir mühendismiş. Kurtul ‘Ablalarımın adı Gülbin ve Gülsen. Benim ismim onlarınkiyle uyumlu olsun diye verilmiş. Bu mesleği tamamen kendi isteğimle seçtim, avukatlığa başladıktan sonra ismimle ne kadar uyumlu olduğunu fark ettim. Bazen müvekkillerim davanın ne olacağını soruyor, emin olduğum işlerde ‘Güven Kurtul’ diyorum. Ama eğer adımla ilgili kötü şeyler söylenerek dalga geçilirse yapanlar hakkında dava açabilirim’ diyor.

Pamukprenses Çoban:

Van’da yaşayan 31 yaşındaki Pamukprenses Çoban’ın ismini babası vermiş: ‘Babam abim hasta diye Ankara’ya gitmiş. Pamuk Prenses filmini izlemiş ve çok etkilenmiş. Yedi cüceleri varmış ve çok masum ve temiz saf bir kızmış. İsmi çok hoşuna gitmiş. Ben doğunca bana vermiş.’ Pamukprenses, sadece Pamuk ismini kullanıyor. Çocukken kimsenin kendisiyle alay etmediğini belirten Pamukprenses, isminden memnun olduğunu söylüyor.

Nermin Ocak ile Nihal Munsif kim dersiniz?

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de pek çok ünlünün sahne adı var. Onlardan birkaçı...

Cüneyt Arkın: Fahrettin Cüreklibatur, Fikret Hakan : Bumin Gaffar Çıtanak, Aytaç Arman: Veysel İnce, Banu Alkan: Renka Bronkavi, Mahsun Kırmızıgül: Abdullah Bazencir, Kibariye: Bahriye Tokmak, Ahmet Özhan: Ahmet Şükrü Kadıöz, Müjde Ar: Kamile Suat Ebrem, Muhterem Nur : Aysel Kısa, Yılmaz Güney: Yılmaz Pütün, Serpil Çakmaklı: Serpil Dönmez, Bulut Aras: Uğur Fidan, Yıldız Kenter: Ayşe Yıldız, Gülden Karaböcek: Saniye Gülden, Nil Burak: Nihal Munsif, Harika Avcı : Nermin Ocak

(Star)

Yazıcıoğlu'nun örnek aldığı tarihi lider,böylesine degerli bir lider çok arayacagız,

Yazıcıoğlu'nun örnek aldığı tarihi lider

İçinde bulunduğu helikopterin arama çalışmaları hala süren BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun mücadele azmini kimden örnek aldığı ortaya çıktı.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun en sevdiği liderin Harzemşah Devleti sultanı Celaleddin Harzemşah olduğunu bildirildi.

Yakın dostları, Yazıcıoğlu'nun Celaleddin Harzemşah'ın mücadele etme azmini çok beğendiğini ve gerçek bir dava adamı olarak gördüğünü söylediğini ifade etti.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun 14 Temmuz 1997 tarihinde Antalya'nın Kaş ilçesi Kınık beldesinde bulunan Kolakoğlu Un ve Yem Fabrikası'nı ziyaret ettiğini belirten işadamı Durmuş Ali Konu, "BBP lideri Celaleddin Harzemşah'ı çok sevdiğini söyledi. Partisinin çok kişi tarafından sevilmesine rağmen oy verilmemesi konusunda 'mahallenin güzel kızına talip çok, alan yok' tabirini kullandı." dedi.

Konu, "Yazıcıoğlu, Celaleddin Harzemşah'ın Moğal zulmüne karşı direnmesini ve korkusuzca savaşmasını seviyordu. Harzemşah'a yakın dostları 'Moğol ordusuna karşı yenileceğini bile bile niçin savaşıyorsun?' dendiğinde, 'Muzaffer etmek Allah'ın elinde, ben vazifemi yapıyorum' demiş. Yazıcıoğlu da, 'Bizim görevimiz bu millete doğruları söylemek. Tercih halkın. Lütuf ve ihsan Allah'ın. Biz çalışmalarımızı birileri plaket versin apolet taksın diye yapmıyoruz. Atalarımızdan miras kalan ve 3 asırdır dumura uğrayan Nizamı-ı Alem davasını en güzel şekilde temsil etmek.' demişti." ifadesini kullandı.

BBP liderinin 30 yıldır 'en aziz dostu' olduğunu belirten Manavgatlı işadamı Muharrem İnce de Cenab-ı Allah'ın Yazıcıoğlu'nu önce eşi Gülefer Yazıcıoğlu'na, çocukları Firuze ve Furkan ile Türk milletine bağışlamasını diledi.

İnce, Yazıcıoğlu'nun, 1994 yılında Manavgat'ta köylerinin yaylasına çıkarken sağ ayağının bir taşa takılması sonucu bileğinin kırıldığını ifade etti.

(CİHAN)

Bu haberi okumadan oto alıp-satmayın

Bu haberi okumadan oto alıp-satmayın

Otomotivdeki ÖTV indirimi tüketiciyi sıfır araca yönlendirince, ikinci elde fiyatlar dip yaptı. Uzmanlar bir konuya dikkat çekiyor?

Ekonomide 4'üncü tedbir paketi kapsamında getirilen ÖTV indirimi, ikinci el piyasasında satıcıları olumsuz etkilerken, tüketici için ise fırsata dönüştü. Çünkü, ÖTV indirimiyle sıfır otomobile olan talep ikinci elde zaten düşük olan fiyatların iyice gerilemesine yol açtı. Galericiler ve otomotivciler, ikinci el araç almak için şimdi doğru zaman olduğunu söylüyor. Aracını satmak isteyenlere ise, '3 ay bekle' uyarısı yapıyor. '

DURGUNLUK AŞILIR'
Ankara Otomotiv İthalatçıları ve Otomotivciler Derneği Başkanı Ahmet Tekin, durgunluğun 3-4 ay sonra aşılacağına inandığını söyledi. Galericiler de, uygulamanın yürürlüğe girdiği 17 Mart'tan bu yana fiyat belirlemekte bile zorlandıklarını kaydetti. Sıfır otomobilleri peşin alamayacak ve banka kredisi kullanmak zorunda olan vatandaşlar eğer taksit ödemek istemiyorsa, ikinci el onlar için inanılmaz fırsatlar sunuyor. ÖTV indirimiyle birlikte 2-5 bin lira civarında indirime giden ikinci el otomobil satıcıları, vatandaşın bu fırsattan yararlanmasını tavsiye ediyor.

TAKAS FİYATI DÜŞTÜ
Bir oto galerisinin ikinci el satış direktörü Ekmel Görel, ÖTV indirimi uygulamasının esas olarak ilk kez araba alacakların işine yaradığını söyledi. Takasa getirilen arabanın değerinin, birinci ele paralel düştüğünü belirten Görel, şöyle konuştu: "Örneğin; 20 bin liralık sıfır bir otomobil alan vatandaş, 10 bin liralık aracını takasa getirsin. 20 bin liralık otomobil 18 bin liraya düştü, onun takası da 8 bin liraya düşer. Ortalama rakam bunlar."

ARAÇ TOPLAYAN VAR
Galericiler, ekonomik gücü olan kişilerin elindekini satmadan yeni araç aldığını ifade etti. Parası olanlar için ikinci el bu fiyatlarla yatırım aracı haline geldi. Satıcılar, ''Elindeki araç için 3 ay bekleyip ÖTV indirimi bittikten sonra satışa çıkarsa kâra geçecek olanlar ikinci el araç topluyor" dedi

İKİNCİ EL ARAÇ FİYATLARI

Nissan Maximo 1996 7.000 TL

Hyundai Sonata 1994 8.250 TL
Toyota Corolla 1998 8.500 TL
BMW 1990 8.000 TL
Fiat / Tofaş Tipo 1999 9.600 TL
Alfa Romeo 2002 11.200 TL
Citroen Xsara 2004 12.000 TL
Hyundai Getz 2004 13.400 TL

2 bin Ülkücü Gökçek'e destek verecek sagda birlik için bu şart...

2 bin Ülkücü Gökçek'e destek verecek

Aralarında MHP eski il başkanları, ilçe başkanları ve çok sayıda Ülkücü Sağda Birlik Komitesi üyesi Gökçek'e destek kararı aldı.

Altındağ'da Aktaş Düğün Salonu'nda düzenlenen toplantıya Başkan Gökçek'in yanı sıra Sağda Birlik Komitesi üyeleri ve çok sayıda başkentli katıldı.

MHP eski İl Başkanı Ümit Durak, İl Başkan Yardımcısı Bülent Özçelik ve çok sayıda komite üyesi adına konuşan MHP Keçiören Eski İlçe Başkanı Bülent Erener, Başkan Gökçek'in hiçbir zaman Ülkücüleri kendinden ayırmadığını belirterek, "Özellikle Türkeş'in Anıt Mezarı için ona şükran borcumuz var." dedi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'e karşı yürütülen iftira kampanyalarının, Ülkücüler olarak kendilerini üzdüğünü belirten Erener, "Kampanyanın hedefi, bölücü örgütle dirsek teması olan Karayalçın'a belediye başkanlığını peşkeş çekmektir. Ülkücüler olarak bu zihniyetin yönetime gelmesine asla izin vermeyiz. Eğer biz oylarımızı bölmezsek, sağ kazanır." diye konuştu.

Yaklaşık 2 bin kişiden oluşan Sağda Birlik Komitesi üyesine desteklerinden ötürü teşekkür eden Başkan Melih Gökçek ise, sık sık sloganlarla kesilen konuşmasında, "Bu can bu bedende olduğu sürece CHP, Ankara'da yönetime gelmeyecektir." dedi.

Başkan Gökçek, kendisine yapılan tezahüratlar için de teşekkür ederek, son günlerde basında yer alan Karayalçın'a ilişkin açıklamaların bulunduğu CD'lerdeki konuşmaları Karayalçın'ın CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a sorması gerektiğini belirterek, "Sayın Baykal o dönem listelerin İmralı'dan geldiğini iddia ediyor. Karayalçın da bu konuları gitsin Baykal'a sorsun." diye konuştu.

Başkan Gökçek, sağda birliğin şart olduğunu kaydederek, oyların bölünmemesini istedi. Başkan Melih Gökçek, "Sayın Karayalçın benim sol oyları parçaladığımı ve sağda birlik olunduğu için başkan seçildiğimi söylüyor. Evet bu doğru. Şimdi de oyları bölmeyelim ve bu yönetimi CHP'ye teslim etmeyelim." şeklinde konuştu.

(CİHAN)

Haberler yeni taze haber,günlük haber,iletmek,görsel duyuru,ilan,magazin ,sanat haberleri,her telden spor haberlerini bulabilirsiniz,tv radyo,gazete,internet,haberleri,olaylar,magazin haberleri,saglık ,güncel,daha bir sürü haber,